top of page

Çatışmaya Bütüncül Bir Bakış: Davranış-Tutum-Çelişki Üçgeni (ABC)


Netlik arayışı, psikoloji açısından sadece bir kavram değil, aynı zamanda bir ihtiyaçtır. İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Bulanık sularda yönünü bulmaya çalışmak, çoğu zaman kaygıyı da beraberinde getirebilir. Oysa dibi gözüken berrak bir suya bakmak, derinliği tam olarak göremesek bile, en azından nerede durduğumuzu hissettirir.


Bu netlik arayışı bazen altını doldurmaya çalıştığımız kavramlar için de geçerlidir. Özellikle de çatışma kavramını anlamaya çalışırken bu belirsizlikler kendini daha çok gösterebilir. Çünkü bu çatışmalı durumlar çoğu zaman berrak değil, bulanıktır. Yüzeyde gördüğümüz tartışmalar, anlaşmazlıklar, yükselen sesler aslında çok daha derinde yatan dinamiklerin yalnızca birer yansıması olarak karşımıza çıkar.


Tam da bu noktada, barış çalışmaları alanında önemli bir yere sahip olan, yalnızca teorilerle sınırlı kalmayıp sahada da çatışma çözümü ve barış süreçlerinde aktif rol almış bir akademisyen olan Johan Galtung bize güçlü bir perspektif sunar.


Galtung, çatışmayı yalnızca yüzeyde görünen tartışmalar ve gerilimler üzerinden değil, bu durumları üreten yapısal ve çoğu zaman görünmeyen dinamikler üzerinden ele alarak, bizi çatışmaları sadece “ne oluyor?” sorusuyla değil, aynı zamanda “neden oluyor?” sorusuyla da düşünmeye davet eder. Bu geniş çerçeveye sahip olmak için analizin önemini vurgulamış ve bu bağlamda analiz aracı oluşturmuştur. kendine özgü belli analiz araçları oluşturmuştur.


Daha önceki çatışma analizi araçları yazımızda değindiğimiz gibi, literatüre baktığımızda farklı teorisyenlerin bu ihtiyaca cevap vermek için geliştirdiği farklı çatışma analizi aracıyla karşılaşmaktayız. O yazımızda da altını çizdiğimiz gibi, mesele aslında “hangi aracı kullanıyoruz?” sorusundan önce, “şu an neye ihtiyacımız var?” sorusunu sorabilmekten geçiyor. Örneğin, bir çatışmanın neden-sonuç ilişkilerini anlamak istiyorsak çatışma ağacı; tarafların ihtiyaç, istek ve pozisyonlarını irdelemek istiyorsak soğan analizi; taraflar arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin niteliğini önceliklendirmek istiyorsak çatışmayı haritalandırma devreye girebilir. Hatta bazı durumlarda, çatışmanın farklı katmanlarını daha iyi anlayabilmek için birden fazla aracı birlikte kullanmak da gerekebilir.

Kısacası çatışmanın dinamiklerini biraz daha net görmeye başladığımızda, aslında hangi araca ihtiyacımız olduğunu da daha iyi fark ederiz.


İşte tam da bu noktada, eğer karşımızdaki durum bize davranışların ötesinde bir şeyler olduğunu hissettiriyorsa başka bir ifadeyle işin içinde algılar, duygular ve daha derinde yatan bir çelişki varsa Galtung’un ABC Üçgeni oldukça güçlü bir kapı aralar. Biz de bu yazımızda, bu kapıyı biraz aralamak ve özellikle günlük hayatta en çok karşılaştığımız katmanları anlamak için, bir analiz aracı olarak ABC Üçgeni’ne yakından bakacağız.

Bu üçgen, çatışmaları sadece yüzeyde gördüğümüz davranışlar üzerinden değil; tutumlar ve çelişkilerle birlikte, daha bütüncül bir şekilde anlamamıza yardımcı olacaktır.



Nasıl Çalışır Bu Üçgen?

Şimdi geometri derslerinden aşina olduğumuz bir üçgen düşünelim. Ancak bu kez ne alan hesabı yapacağız ne de açılarını inceleyeceğiz. Bu defa dikkatimizi yalnızca köşelerine yönelteceğiz.


Çatışmayı bu üçgenin merkezine koyalım; köşelerde ise tanıdık harfler vardır: A, B ve C. Ancak bu kez her köşe, çatışmanın farklı bir boyutunu temsil eder.



A köşesinden başlayalım.

Attitude (Tutum), tarafların birbirine ve çatışmaya nasıl baktığını anlatır. Biraz içimizden geçenlerdir diyebilirz. Ne hissediyoruz, ne düşünüyoruz, karşımızdakini nasıl görüyoruz? Güven mi var, yoksa bir kırgınlık mı? Anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa çoktan yargıyı mı vermişiz? Çatışmanın görünmeyen ama en güçlü taraflarından biridir.


B köşesine geldiğimizde, işler biraz daha görünür hale gelir.

Behaviour (Davranış), dışarıdan bakıldığında gördüğümüz her şeydir. Sesin yükselmesi, tartışmalar, mesafe koymalar ya da tam tersi uzlaşma çabaları… Kısacası, içimizde olanın dışarıya yansıyan hali.


Ve C köşesi:

Contradiction (Çelişki), bazı kaynaklarda bunu “bağlam (context)” olarak da görebilirsiniz.Aslında çelişki ve bağlam çoğu zaman birbirinden tamamen ayrı şeyler değildir; tam tersine, çoğu durumda iç içe geçmiş haldedir. Bağlam, çelişkilerin ortaya çıktığı zemini oluştururken; çelişkiler de o bağlamın içinde şekillenir ve görünür hale gelir. Biz burada anlatımı biraz daha somut tutabilmek adına çelişki kavramı üzerinden ilerleyeceğiz.

Çelişki işin özünde yatan meseledir. Taraflar aslında neden anlaşamıyor? Kim ne istiyor? Hangi ihtiyaçlar, beklentiler ya da çıkarlar birbiriyle çakışıyor? Çatışmanın köküne indiğimiz yer tam olarak burasıdır.


Bu üç köşe, çatışmanın farklı boyutlarını temsil eder ve birlikte ele alındığında, çatışmayı daha bütüncül bir şekilde görmemizi sağlar.


Evet, çatışmanın bu üç köşesini bilmek ve anlamaya çalışmak gerçekten ufuk açıcıdır. Çünkü günlük hayatta, izlediğimiz haberlerde, ofislerimizde çoğu zaman odağımız B köşesine, yani davranışlara kayar. Kim ne söyledi, sesini yükseltti mi, ne yaptı bunlara bakarız. Yani çatışmayı çoğunlukla gözle görülür eylemler üzerinden anlamaya çalışırız.


Oysa Galtung’a göre bu yalnızca yüzeye bakmaktır. Asıl önemli olan, suyun altında kalan iki köşeyi de görebilmektir. Bu nedenle Galtung’un önerdiği yaklaşım, çatışmayı yalnızca görünen davranışlar üzerinden değil; görünmeyen tutumlar ve daha derin yapısal çelişkilerle birlikte okumayı gerektirir. Ancak bu şekilde çatışmanın bütün resmini görmek mümkün olur.


Bu Üçgenin ABC’si Neler Söyler: Ofiste Yaşanan Bir Örnek ile İlerleyelim

Bu önemli analiz aracı, soyut bir benzetme gibi gözükmesinin ötesinde, günlük yaşamda ve özellikle iş hayatında kendini açıkça gösterebilir. İstersen bu üç köşeyi daha somut bir örnek üzerinden birlikte açalım.


Aynı ekipte çalışan iki kişi olsun: Selin ve Emre. Son zamanlarda aralarında küçük tartışmalar yaşanmaya başlamış. Toplantılarda Emre’nin Selin’in sözünü kesmesi, Selin’in de buna daha sert ve mesafeli karşılıklar vermesi dikkat çekmiş. İşte tam burada çoğumuzun odaklandığı yer, yani Davranış (B) karşımıza çıkar. “Kim ne dedi?”, “Sesini yükseltti mi?”, “Toplantı gerildi mi?” gibi sorularla yüzeydeki yansımalarına bakarız.


Ancak biraz derine indiğimizde, yani Tutum (A) boyutuna baktığımızda farklı bir tablo görmeye başlarız. Selin, Emre’nin kendisini ciddiye almadığını düşünmeye başlamıştır. Emre ise Selin’in fazla hassas ve eleştiriye kapalı olduğunu düşünmektedir. Bu karşılıklı algılar ve duygular davranışları besleyen görünmez bir zemin oluşturur.


Daha da derine indiğimizde ise Çelişki (C ) boyutuyla karşılaşırız. Aslında sorun sadece kişiler arası değildir. Ekip içinde rol dağılımı net olmayabilir, belki de iş tanımları belirsizdir ve yöneticiden gelen beklentilerle çelişkilidir. Hem Selin hem Emre aynı sorumluluk alanına müdahil olmak zorunda kalmakta, bu da rekabeti ve gerilimi kaçınılmaz hale getirmektedir.


Böyle bir durumda geleneksel bir çatışma çözümü yaklaşımı nasıl devreye girerdi? Muhtemelen bu üçgeni dikkate almayan bir yönetici, doğrudan davranışlara odaklanarak sadece şöyle bir müdahalede bulunabilirdi: “Arkadaşlar, bu ofiste yüksek sesle konuşmuyoruz ve gerginlik yaratacak davranışlardan kaçınıyoruz.” Bu tür bir müdahale, çatışmanın yalnızca B köşesine, yani davranış boyutuna yönelik bir düzenleme girişimi olurdu.


Oysa Galtung’un modeli bize bunun yeterli olmadığını gösterir. Çünkü asıl mesele yalnızca davranışları kontrol etmek değil; bu davranışları besleyen A (Tutum) ve C (Çelişki) köşelerini de anlamak ve dönüştürmektir.


Dolayısıyla burada gerçek bir müdahale, yalnızca görüneni düzeltmeye değil, görünmeyeni anlamaya yönelmelidir. Selin ve Emre’nin birbirlerine dair geliştirdikleri algılar konuşulmadan, bu algıların nasıl oluştuğu keşfedilmeden ve en önemlisi ekip içindeki rol belirsizlikleri giderilmeden yapılan her müdahale eksik kalacaktır.



Tam da bu yüzden, çatışmayı çözmek çoğu zaman “insanların davranışlarını düzeltmekten” değil, ilişkileri ve yapıları yeniden kurmaktan geçer. Aksi halde, bastırılan her davranış bir süre sonra başka bir biçimde geri döner. Bu nedenle aklımızda tutmamız gereken soru şudur: Gerçekten bir çözüm mü inşa ediyoruz, yoksa sadece çatışmanın sesini mi kısıyoruz?

Yazının başında da değindiğimiz gibi, insan zihni netlik arar. Bulanıklık ise çoğu zaman bizi zorlar. İşte tam da bu netlik arayışına cevap veren basit ama güçlü bir çerçeveden bahsetmek istedik. Gördüğümüz gibi alfabenin ilk üç harfi olan A, B ve C’nin bir araya gelerek oluşturduğu bir üçgen ilk bakışta oldukça sade görünse de bu yapı çatışmaları anlamak için derin bir perspektif sunuyor. Çünkü çatışmayı yalnızca tek bir köşeden, örneğin sadece davranışlar üzerinden okumak, bize her zaman eksik bir resim verir. Öte taraftan tutumları, davranışları ve çelişkileri bir bütün olarak ele almak ise biraz zahmetli gibi gözükebilir. Çünkü daha fazla düşünmeyi, daha fazla sabır göstermeyi gerektirir. Ancak ilişkilerin düzeldiği ve kalıcı bir çözümün getirdiği avantajlar düşünüldüğünde, bu zahmetin lafı bile olmayacaktır.


Peki biz çoğu zaman çatışmalara gerçekten bütüncül bir yerden mi bakıyoruz, yoksa sadece en görünür olanı mı görüyoruz? Ya da günlük hayatımızda ve iş ortamlarımızda bu üçgenin neresinde kalıyoruz? Sizin deneyimleriniz ne söylüyor?



Gönderimizi okuduğunuz için teşekkür ederiz! Conflictus olarak, geri bildirimlerinizi ve görüşlerinizi merakla bekliyoruz.


Tunç Karaçay


Conflictus Uyuşmazlık Çözümü Eğitim ve Danışmanlık


🔗 Çalışmalarımız hakkında daha fazla bilgi edinin: https://www.conflictus.co

📢 Bizi takip edin: Twitter, LinkedIn, Instagram, medium

📧 Bize ulaşın: info@conflictus.co



Kaynakça


Folger, J. P., Poole, M. S., & Stutman, R. K. (2012). Working through conflict: Strategies for relationships, groups, and organizations. Pearson.


Galtung, J. (1969). Violence, peace, and peace research. Journal of Peace Research, 6(3), 167–191.


Galtung, J. (1996). Peace by peaceful means: Peace and conflict, development and civilization. Sage Publications.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page