top of page

Gönüllü Geri Dönüşü Anlamak: Barış ve Sosyal Uyum Çerçevesinden Bir Değerlendirme

Güncelleme tarihi: 6 Eyl 2025



Conflictus olarak 2016 yılından bu yana Türkiye’deki kalkınma ve insani yardım kuruluşları ile işbirliği içerisinde, Suriyeli mülteciler* ve yerel halk arasında diyalogu teşvik edici sosyal uyum ve çatışma çözümü odağında çalışmalar yürütüyoruz. Bu süreçte hep şu sorunun yanıtını aradık: “Farklılıklarımızı yok etmeden birlikte nasıl yaşayabiliriz?” 

Ancak, Aralık 2024 itibarıyla Suriye’de başlayan yeni süreç, “gönüllü dönüş - voluntary return” tartışmalarını daha görünür hale getirdi. Bu tartışmalar, özellikle göç politikaları, sosyal uyum ve çatışma çözümü üzerine çalışan kişi ve kurumlar için kritik bir dönemeç anlamına geliyor. Kamuoyunda çoğunlukla “gönüllülük” kavramından uzak bir noktada ele alınan bu süreci, “neden ve nasıl” sorularına odaklanarak tartışma ihtiyacı duyduk.


Dönüşü konuşmak sosyal uyum tartışmalarının tam karşısında yer alıyor gibi görünse de, bu sürecin yönetimi toplumsal barışı doğrudan etkileyen bir unsur. Bu nedenle, bu yazıda sürecin nasıl olması gerektiğine dair temel noktaları ele alırken, barış inşası ve çatışma çözümü perspektifiyle bazı önerilerimizi -detaylara çok girmeden- paylaşmak istiyoruz. Böylelikle bu konuda çalışan kişi ve kurumlara çerçeve bir bakış açısı sunmayı umuyoruz. 



Biraz Kavramları Konuşalım: Nedir Bu Gönüllü Dönüş? 


Mültecilerin temel haklarını ve devletlerin bu konulardaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası sözleşmelere göre, geri dönüş zorunlu tutulamaz (Bkz. The 1951 Refugee Convention and its 1967 Protocol ve UN Global Compact on Refugees, 2018). Bu en temel bilgi olarak cebimizde bulunmalı.


Bununla birlikte “gönüllü geri dönüş” UNHCR’ın mülteciler için belirlediği üç çözümden yalnızca biridir. Diğer iki çözüm ise, bulundukları ülkelerdeki yerel entegrasyonun sağlanması ve üçüncü bir ülkeye yerleştirmedir.


Gönüllü dönüşü tartışırken en kritik nokta, sürecin belirsizliklerle dolu olması ve bu konuda çok az fikir birliğinin bulunmasıdır. Tam da bu yüzden, şu soruları sormamız gerekiyor: 


  • Dönüş, ama nasıl bir dönüş? 

  • Sürecin kalıcı ve başarılı olması için hangi koşullar sağlanmalı? 

  • Başarılı dönüş, yalnızca bir sınırı geçmek mi yoksa sürdürülebilir entegrasyon sağlamak mı? 

  • Bu, kişilerin göçtüğü topluluğuna geri dönmesi mi, yoksa oradaki başka alanlarda yeni fırsatlar edinmesi mi?

  • Dönüş, kişinin ev sahibi ülkede edindiği refah seviyesine mi, yoksa memleketini terk ettiğindeki yaşam standartlarına mı geri dönmesi mi? 


Sorulması gereken bu sorular, başarılı ve sürdürülebilir bir dönüş sürecinin yalnızca bir “hareket” değil, çok boyutlu bir yeniden inşa süreci olduğunu gösteriyor. İşte tam da bu nedenle, gönüllü dönüş tartışmaları yalnızca geri dönmek üzerine değil, kalıcılığı, sürdürülebilirliği ve insanca yaşam koşullarını merkeze alarak yürütülmelidir.


Bu soruları düşünürken, barış çalışmalarında uzman olan Johan Galtung’u anmak isteriz. Onun önemle vurguladığı üzere "Silahlı çatışmanın sona ermesi her zaman barışın tesis edildiği anlamına gelmez." Yani, sosyal ve yapısal koşulların yeterli olup olmadığını anlamadan, sadece silahlı çatışmaların ve fiziksel şiddetin sona erdiği düşüncesinden hareketle gönüllü geri dönüşü konuşmak bize kalıcı bir çözüm sağlamaz. Hatta belki de, göç eden bireyler için yeni çatışma döngülerinin başlangıcı olabilir. 



Az Geri Dönüş, Çok Dinamik: Sürecin Engelleri ve Zorlukları


Geçmiş tecrübeler gösteriyor ki, geri dönüşler sanıldığı kadar yaygın değil. UNHCR’nin 1989-2008 yılları arasında 53 çatışma sonrası vaka üzerine yaptığı analiz, mültecilerin büyük çoğunluğunun savaş bittikten sonra on yıl içinde ülkelerine dönmediğini ortaya koyuyor. İncelenen 53 vakanın yalnızca 15’inde mültecilerin en az yarısının geri döndüğü tespit edilmiştir.


Geri dönüşü etkileyen faktörler arasında şunlar öne çıkmaktadır:

  • Mültecilerin bireysel koşulları: Yaş, cinsiyet, toplumsal statü gibi özellikler süreci etkileyebilir.

  • Ev sahibi ülkenin durumu: Genel olarak baktığımızda  geri dönüşün şekillenmesinde etkili olan diğer önemli faktörler arasında öncelikle ev sahibi ülkenin durumu, doğrudan geri dönüşü mümkün kılan ya da engelleyen unsurları içerebilir. Bu noktada mültecilerin bulundukları ülkelerdeki hayatlarını yeniden kurma süreci, ekonomik fırsatlara erişim, ülkedeki  sosyal uyum düzeyi  ve temel hizmetlere erişim seviyesi önemli yer tutmaktadır. 

  • Kendi ülkelerindeki mevcut koşullar: Mültecilerin ülkelerine dönüşlerini etkileyen bir diğer önemli faktör ise, kendi ülkelerindeki mevcut koşullardır. Savaş sonrası ülkelerdeki güvenlik durumu, ekonomik yeniden yapılanma, altyapı eksiklikleri ve toplumsal yeniden uyum süreçleri, yeniden dönüş süreciyle tetikleyebilecek savaş sonrası travma ile başa çıkma gibi faktörler mültecilerin geri dönüş kararlarını belirleyen ana unsurlar arasında yer alır.

  • Doğru bilgiye erişim: Yanıltıcı bilgi, geri dönüş kararlarını olumsuz etkileyebilir.Yapılan çalışmalar ve daha önceki örnekler bu konularda doğru ve yeterli bilgi alınmadan yapılan dönüşlerin pişmanlık ve hayal kırıklığı gibi duygular yaşattığı ve bu durumun bu kişiler için orada yaşamayı zorlaştırdığı görülmüştür. Bu durum, olası çatışmalara zemin hazırlayabileceği gibi dönüşün kalıcılığı doğrudan etkilemektedir. 

  • Ulusal ve uluslararası kalkınma ve insani yardım kuruluşlarının rolü: Bu kuruluşlar, süreci güvenli ve sürdürülebilir kılmada kritik rol oynar. Ulusal ve yerel kurumların bu konulardaki kapasitelerinin güçlendirilmesiyle birlikte, var olan yasal mevzuatın bu süreci kolaylaştıracak şekilde yeniden düzenlenmesi ve adaletin tahsisi ile ilgili gerekli çalışmaların yapılması gibi çalışmalar uluslararası kuruluşların bu konulardaki sorumluluklarına örnek olarak gösterilebilir.


Küresel hukuki ve politik çerçeveler mülteci geri dönüşlerini yönetmek için var olsa da, geri dönüş sürecinin niteliğini ölçmek ve değerlendirmek kolay değildir. Fiziksel geri dönüş ile kalıcı yerleşimi birbirinden ayırmak sürdürülebilir dönüş için kritik bir gerekliliktir.

Sürdürülebilir dönüşün sağlanması için güvenlik, ekonomik kalkınma ve temel hizmetlere erişim gibi yapısal koşulların oluşturulması gerekir. Ancak, bu unsurların yanında sosyal uyum ve barış inşası mekanizmalarının da güçlendirilmesi önemlidir. Bu noktada, çatışma çözümü perspektifiyle, birlikte yaşamanın sosyal dinamiklerini gerçekleştirmenin yolları aranmalıdır.

Bu doğrultuda:

  • Mevcut mülteci grupları içinde barış ve sosyal uyum süreçlerini yönetebilecek donanıma sahip kişilerin rolü unutulmamalıdır: Daha önce yerel arabuluculuk, barış inşası ve sosyal uyum çalışmaları yapmış ve/veya sivil toplum tecrübesi olan mültecilerin inisiyatif alması, dönüş sürecinde olası çatışmaların yönetilmesine büyük katkı sağlayabilir. Bu kişiler, hem geri dönenler hem de yerel halk ile güven ilişkisi kurarak sosyal uyum süreçlerini kolaylaştırabilir.


  • Suriye’deki mevcut durumlarla ilgili doğru bilgiye erişim sağlanması: Mültecilerin, dönüş süreci hakkında gerçekçi bir değerlendirme yapabilmeleri için hem bulundukları ülkelerde hem de Suriye’de doğru bilgilendirme mekanizmalarına erişimleri sağlanmalıdır. Bu noktada yerel STK’lar, uluslararası kuruluşlar ve topluluk liderlerinin rolü büyüktür.


  • Yerel ve uluslararası aktörlerin çatışma hassasiyeti konusundaki becerilerinin güçlendirilmesi: Geri dönüş süreci yönetilirken, yerel ve uluslararası kuruluşların çatışma hassasiyetine sahip olması kritik bir gerekliliktir. Dönüş sürecinde karşılaşılabilecek gerilimlerin önüne geçmek için yerel halk ile mülteciler arasındaki iletişim kanalları güçlendirilmelidir. Bu süreçte, insani yardım çalışanları ve devlet yetkililerine yönelik çatışma çözümü eğitimleri düzenlenmesi de önemli bir adımdır.


Kısaca tekrarlamak gerekirse, bu zorlu ve muğlak sürecin, tek taraflı ve tek boyutlu ele alınamayacağı ortadadır. Söz konusu, barış inşası çalışmalarıysa, hiç bir tarafı dışlamadan, yapısal, ekonomik ve sosyal olarak tüm dinamiklerin hassasiyetle incelenmesi ve buna göre bir yol haritası çıkarılması önemlidir.  


Geri dönüşün bir zorunluluk olarak sunulmadan, mültecilerin kendi takdirine bırakılması gerektiğini vurgulayarak, asıl önemli olanın oradaki mevcut şartların iyileştirilmesi olduğunu yinelemek isteriz.


*Bu yazıda “mülteci” ifadesi, hukuki statülerine bakılmaksızın, savaş nedeniyle yerinden edilerek göç etmek zorunda kalan kişileri kapsayacak şekilde kullanılmıştır.



Gönderimizi okuduğunuz için teşekkür ederiz! Conflictus olarak, geri bildirimlerinizi ve görüşlerinizi merakla bekliyoruz.


Dilara Gök & Tunç Karaçay

Conflictus Uyuşmazlık Çözümü Eğitim ve Danışmanlık


🔗 Çalışmalarımız hakkında daha fazla bilgi edinin:

📢 Bizi takip edin: Twitter, LinkedIn, Instagram, Medium

📧 Bize ulaşın: info@conflictus.co



Constant, L., Culbertson, S., Blake, J. S., Adgie, M. K., & Dayalani, H. (2021). In search of a durable solution: Examining the factors influencing postconflict refugee returns. RAND Corporation.


Galtung, J. (1969). "Violence, Peace, and Peace Research." Journal of Peace Research, 6(3), 167-191


Hovil, Lucy, “Hoping for Peace, Afraid of War: The Dilemmas of Repatriation and Belonging on the Borders of Uganda and South Sudan,” Geneva, Switzerland: UNHCR, New Issues in Refugee Research, Research Paper No. 196, 2010.


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page